Jüvenil Granulosa Hücreli Tümör (JGHT), Granülosa hücreli (GHT) tümörün değişik bir varyantı olup overin nadir görülen hormonal aktivite gösteren seks kord stromal tümörüdür.
Genellikle ilk 3 dekatta görülür ve çocuklarda psödoprekoksa neden olur.
Overin sex-cord kaynaklı tümörü nadirdir. Bu tümörün juvenil ve adult olmak üzere iki tipi vardır. Juvenil tipi tüm granüloza hücreli tümörlerin %5’ini oluşturur.
Tipik olarak puberte öncesi geliştiği için genç kadınlar arasında daha sık görülür.
Granüloza hücreli tümör seks kord stromal kaynaklı bir over tümörüdür. Seks kordlarından ve over stroma veya mezenkiminden köken alır. Tüm over tümörlerinin %1,2’sini oluşturur
Tümörün başlangıç yaşı ve histolojik özelliklerine göre bu tümör adult ve juvenile tiplere ayrılır. Hastaların tamamına yakını adult tiptedir. Nadiren juvenile tip (%5) granüloza hücreli tümör görülür. Juvenile granüloza hücreli tümör (JGHT) overin nongerminatif dokularından kaynaklanır ve tipik olarak yaşamın ilk iki dekadında ortaya çıkar. Hormonal olarak aktif bir over tümörü olduğu için genellikle erken tanı konulur. En sık başvuru şikayetleri puberte prekoks, vajinal kanama, adet düzensizlikleri ve daha az hirsutizmdir. Diğer yaygın şikayetler karın ağrısı ve distansiyon şikayetleridir
Ganüloza hücreli tümör hem histopatolojik hem de klinik olarak JGHT’den ayırt edilmekle birlikte genellikle premenopozal dönemde görülür.
Tüm over malignensileri içerisinde seks kord stromal tümörlerin oranı %5-8’dir
Seks kord stromal tümörlerin varyantı olan granüloza hücreli tümör her 100.000 kadından 0.4-1.7’sinde görülür. Ve bunların sadece %5 kadarı JGHT’dir. Bir çalışmada ortalama görülme yaşı 13 olarak bulunmakla birlikte aynı çalışmada 67 yaşındaki bir hastada da JGTH gösterilmiştir. Hastaların %78’si 20 yaş altında gösterilmiştir
AKT1 “RAC (Rho ailesi)-alfa serin/treonin-protein kinaz,” enzimi juvenil granüloza hücreli tümörlerde rol oynar.
Puberte öncesi hastalarda hastalık kendini izoseksüel pseudoprekoksite ile gösterebilir
Puberte dönemi hastalarında artmış inhibin düzeyleri FSH düzeyini baskılayarak hastalarda amenoreye yol açabilir. Daha ileri yaşlarda hastalardaki ise başlıca şikayetler adet düzensizlikleri, karın ağrısı ve distansiyondur. Bizim hastamızın yaklaşık altı aydır var olan adet düzensizliklerine son iki aydır eşlik eden karın ağrısı ve distansiyon şikayetleri eklenmişti. Pelvik kitlelerin değerlendirilmesinde tümör belirteçlerinden faydalanılmaktadır. Serum AFP ve b-hCG eviyelerinin normal gelmesi bu yaşlardaki hastaları germ hücreli tümörlerden uzaklaştırır.
Overin granüloza hücreleri tarafından üretilen inhibin hormonun özellikle inhibin A, granüloza hücreli tümörlerde yükseldiği ve ameliyat sonrası normal değerlere gerilediği izlenmiştir.
INHA olarak da bilinen inhibin alfa , insanlarda INHA geni tarafından kodlanan bir proteindir . [
İnhibin alfa alt birimi, bir hipofiz FSH salgılama inhibitörü oluşturmak için beta A veya beta B alt birimine katılır. İnhibinin gonadal stromal hücre proliferasyonunu negatif olarak düzenlediği ve tümör baskılayıcı aktiviteye sahip olduğu gösterilmiştir.
Ek olarak serum inhibin seviyelerinin granüloza hücreli tümörlerin boyutunu yansıttığı gösterilmiştir ve bu nedenle hem birincil hem de tekrarlayan hastalık için bir belirteç olarak kullanılabilir.
Ancak prostat kanserinde, inhibin alfa alt birim geninin ekspresyonu baskılanmıştır ve zayıf şekilde farklılaşmış tümör hücrelerinde tespit edilememiştir. Ayrıca gonadal ve çeşitli ekstragonadal dokulardaki ekspresyon dokuya özgü bir şekilde birkaç kat değişebildiği için inhibinin hem bir büyüme/farklılaşma faktörü hem de bir hormon olabileceği öne sürülmektedir
Ancak diğer tümör belirteçleri (AFP, b-hCG, CA125, Ca 19-9 ve CEA) normal olarak gelmiştir. Pelvik kitlelerin değerlendirilmesinde ultrasonun yeri çok önemlidir. Ultrasonografi de büyük kistler, multiloküle, septa ve papiller yapılar içeren kistler ilaveten solit görülen kistlerde malignite düşünülerek laparoskopi ya da laparatomi planlanmalıdır.
Yine malignite düşünülen hastalarda, kist içeriğinin batına dökülmesinden kaçınılmalıdır. Hastamıza laparoskopik ooferektomi yapılıp kistli over eldiven içine alınarak batına dökülmeden çıkarıldı. Granüloza hücreli tümörlerin sadece %2’si bilateral olarak yerleşir. Bu sebeple üreme çağındaki kadınlarda tedavi tek taraflı unilateral salpingooferektomidir. Ameliyatta iken frozen sonucu granüloza hücreli tümör gelen hastalarda cerrahi evreleme yapılmalıdır. Ancak granüloza hücreli tümörler için frozen sonucu çoğunlukla yardımcı olamamaktadır.
JGHT’lü hastaların %90’ında evre 1’de tanı koyulmakta ve hastalar bu erken tanı sebebiyle çok iyi prognoza sahip olmaktadır. Granüloza hücreli tümörün juvenile tipi adult tipine göre daha iyi seyirlidir
JGHT’lerde ameliyat sonrası adjuvant kemoterapinin faydası hakkında yeterli prospektif randomize çalışma bulunmamaktadır
Bu tümörlerin platinum bazlı combine kemoterapiye (örneğin BEP) iyi cevap verdiği dair bilgiler mevcuttur
Rezidüel hastalığı olmayan granüloza hücreli tümörlerde 10 yıllık progresyonsuz sağ kalım oranları %90’ların üzerindedir. JGHT için bu oranlar bilinmemekle birlikte daha iyi seyirli olduğu bilinen juvenile tipin sonuçlarının daha iyi olduğu sanılmaktadır.