Aşağıdakilerden hangisinin metastatik tükrük bezi adenoid kistik karsinom tedavisinde yeri yoktur? a. Sunitinib b. Sorafenib c. Aksitinib d. Aksitinib+Avelumab e. Lenvatinib
drtanjuy
Metastatik (Evre IVC) larenks skuamöz hücreli karsinomu (baş ve boyun yassı hücreli kanseri) tanısı alana vakalarda uzak akciğer metastazları saptanırsa lokal tedaviler (radyoterapi veya cerrahi) küratif amaçla uygulanamaz; hastaya birinci basamak sistemik palyatif tedavi başlanır. Metastatik baş ve boyun skuamöz hücreli karsinomlarının (HNSCC) birinci basamak sistemik tedavisini PD-L1 biyobelirteç düzeyine (CPS skoru) göre planlanır. PD-L1 CPS skoru 1’in, özellikle de 20’nin üzerinde olan metastatik hastalarda, birinci basamak tek ajan Pembrolizumab (monoterapi) tedavisi uygulanır.
Ses kısıklığı ile gelen 45 yaşında erkek hastanın endoskopik muayenesinde sağ kord vokalden köken alan subglottik uzanımlı kitle saptanıyor. Biyopside skuamöz hücreli karsinom, PD-L1 CPS 25 olarak geliyor. Toraks BT’ de akciğerde metastatik nodüller saptanıyor. Ek hastalığı olmayan, ECOG PS:1 olan hasta için, bu aşamadan sonra en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir? a. Nivolumab+ipilimumab b. … Devamını oku
Yumuşak doku sarkomlarında (YDS) ve dolayısıyla miksofibrosarkom vakalarında tedavi stratejisi; tümörün histopatolojik derecesine (grade), tümörün boyutuna, yerleşim yerine ve cerrahi sınırların durumuna göre belirlenir. Cerrahi olarak tamamen çıkarılmış (negatif sınırlı), boyutu 5 cm’den küçük ve düşük dereceli yüzeysel/derin yumuşak doku sarkomlarında, cerrahi sonrası ek bir sistemik veya lokal tedaviye gerek yoktur. Bu hastalar için en uygun, standart yaklaşım yakından klinik ve radyolojik takip ile kas-iskelet fonksiyonlarını korumak adına rehabilitasyondur. Radyoterapi, genellikle cerrahi sınırın pozitif veya şüpheli olduğu durumlarda, tümörün 5 cm’den büyük olduğu vakalarda ya da yüksek dereceli (Grade 2-3) derin yerleşimli tümörlerde lokal nüks riskini azaltmak için eklenir. İfosfamid ve Doksorubisin gibi agresif sitotoksik kemoterapiler düşük dereceli sarkomlarda etkili değildir ve kılavuzlarda yeri yoktur. İzole Ekremite Perfüzyonu; ekstremiteyi korumanın imkansız olduğu, lokal ileri, yaygın ve rezeke edilemeyen dev veya multipl yüksek dereceli tümörlerde cerrahi öncesi (neoadjuvan) küçültme amacıyla kullanılır.
Bilinen koroner arter hastalığı olan 72 yaşında kadın hasta alt ekstremitede cilt altında kitle ile başvurmuştur. Biyopsi sonucu düşük dereceli miksofibrosarkom olarak gelen hastada uzak metastaz saptanmamıştır. Eksizyon sonucunda tümör boyutu 45 mm, cerrahi sınırlar negatif saptanmıştır. Bu aşamadan sonra en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir? a. Rehabilitasyon ve ilaçsız takip b. Radyoterapi c. İzole ekstremite … Devamını oku
Osteosarkom, primer kemik tümörleri arasında en agresif olanlardan biridir ve ilk basamak tedavi (MAP rejimi: Metotreksat, Doksorubisin, Sisplatin) sonrası hastaların bir kısmında relaps veya refrakter hastalık gelişebilir. Relaps/refrakter yüksek dereceli osteosarkomun ikinci basamak sistemik tedavisinde kabul görmüş uluslararası onkoloji kılavuzları belirli sitotoksik kemoterapileri ve hedefe yönelik küçük molekül tirozin kinaz inhibitörlerini (TKI) önermektedir. Gemsitabin-dosetaksel; Kombinasyon halinde relaps osteosarkomda kanıtlanmış etkinliği olan ve sık tercih edilen kurtarma (salvage) kemoterapi rejimlerinden biridir. Yüksek doz ifosfamid; Tek başına veya etoposid ile kombine edilerek relaps/refrakter hastalıkta kılavuzlarda en üst sırada (preferred) önerilen sitotoksik ajanların başında gelir. Regorafenib ve Kabozantinib: Çok hedefli (anti-VEGFR, MET, AXL, KIT vb.) oral tirozin kinaz inhibitörleridir. Faz II çalışmalarda (SARC024, CABONE) refrakter osteosarkom hastalarında progresyonsuz sağkalımı (PFS) anlamlı derecede uzattıkları gösterilmiş ve kılavuzlara dahil edilmişlerdir.
Relaps/refrakter osteosarkomun sistemik tedavisi için aşağıdakilerden hangisi uygun değildir? a. Gemsitabin-dosetaksel b. Yüksek doz ifosfamid c. Regorafenib d. Kabozantinib e. Sunitinib Sorunun doğru cevabı e. Sunitinib seçeneğidir. Onkolojik Gerekçe ve Tedavi Protokolleri Osteosarkom, primer kemik tümörleri arasında en agresif olanlardan biridir ve ilk basamak tedavi (MAP rejimi: Metotreksat, Doksorubisin, Sisplatin) sonrası hastaların bir kısmında relaps … Devamını oku
Kuyruk sokumunun içinde veya çevresinde ortaya çıkan ağrıya koksigodini denir. Ağrının 2 aydan fazla sürmesi kronik olarak kabul edilir. Çoğu koksigodini vakası, bir tür travma ile ilişkilidir – travmatik doğum veya tekrarlayan mikro travma. Lomber disk dejenerasyonu, epidural enjeksiyon öyküsü ve geçirilmiş spinal veya rektal cerrahi de bu durumla başvuran hastalarda sıklıkla bildirilmektedir. Bununla birlikte, idiyopatik de olabilir. Koksigodini kadınlarda daha sık görülür ve koksiks üzerinde subkutan yağın olmaması gibi cinsiyete bağlı anatomik özelliklere atfedilir. Koksigodini genellikle dinlenme, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, simit şekilli yastık, lokal steroid enjeksiyonu veya koksiksin manipülasyonu ile lokal anesteziklerle ameliyatsız olarak tedavi edilir. Koksigektomi, semptomları kontrol edilmeyen küçük hasta grubunda son çaredir.
34 yaşında kadın hasta, son 3 aydır rektumda ağrı yakinmasi ile başvuruyor. Ata binmek ve sert yüzeylerde uzun süre oturmak ağrılarını şiddetlendiriyor. En olası tanı nedir? A) Levator ani sendromu B) Anismus C) Koksigodini D) Proktaljia fugaks E) Kronik proktalji Doğru cevap: C. Koksigodini Kuyruk sokumunun içinde veya çevresinde ortaya çıkan ağrıya koksigodini denir. Ağrının … Devamını oku
Aorto-kaval fistül (AKF), infrarenal abdominal aort anevrizmalarının (AAA) nadir fakat son derece ölümcül bir komplikasyonudur. Anevrizmanın genişleyerek hemen yanında seyreden vena cava inferior (VCI) duvarına erozyon yapması ve iki büyük damar arasında yapay bir geçiş yolu (fistül) oluşturmasıyla gelişir.
Abdominal aort anevrizmalı bir hastada taşikardi, bacakta şişme, abdominal tril, machinery tip üfürüm, renal yetmezlik ve periferik iskemi varsa olası tanı aşağıdakilerden hangisi olabilir? a. Aorto-gastrik fistül b. Aorto-kaval fistül c. Aorto-duodenal fistül d. Peritona rüptür e. Aorto-üriner fistül Sorunun doğru cevabı b. Aorto-kaval fistül seçeneğidir. Tıbbi ve Patofizyolojik Gerekçe Aorto-kaval fistül (AKF), infrarenal abdominal … Devamını oku
Livedoid vaskülopati (LV), özellikle alt ekstremitelerde ağrılı ülserler ve “atrophie blanche” (beyaz atrofi) skarlarıyla seyreden, dermatolojik ve vasküler bir patolojidir. Bu hastalığın en kritik ayırt edici özelliği, adında “vaskülopati” geçmesinden de anlaşılacağı üzere, inflamatuar bir süreç (vaskülit) değil; trombo-oklüzif (pıhtılaşma ve damar tıkanıklığı odaklı) bir süreç olmasıdır.
Sorunun doğru cevabı C) Lökositoklastik vaskülit seçeneğidir. 🔬 Tıbbi ve Patolojik Gerekçe Livedoid vaskülopati (LV), özellikle alt ekstremitelerde ağrılı ülserler ve “atrophie blanche” (beyaz atrofi) skarlarıyla seyreden, dermatolojik ve vasküler bir patolojidir. Bu hastalığın en kritik ayırt edici özelliği, adında “vaskülopati” geçmesinden de anlaşılacağı üzere, inflamatuar bir süreç (vaskülit) değil; trombo-oklüzif (pıhtılaşma ve damar tıkanıklığı … Devamını oku
Dahl belirtisi, klinisyene hastadaki altta yatan solunum yetmezliğinin ve akciğer hastalığının klinik olarak ne kadar ekstrem düzeyde ağır (örneğin FEV1 < %30) seyrettiğini gösteren değerli bir fiziksel belirteçtir. Kronik nefes darlığı (dispne) çeken ve akciğerlerinde aşırı hava hapsi (hiperenflasyon) olan hastalar, yardımcı solunum kaslarını daha etkin kullanabilmek ve diyaframın solunum mekaniğini düzeltebilmek için içgüdüsel olarak öne doğru eğilip dirseklerini veya ellerini uyluklarına (femoral bölgeye) dayayarak otururlar (tripod pozisyonu).
Sorunun doğru cevabı B) Respiratuar sistem seçeneğidir. Tıbbi ve Patofizyolojik Gerekçe Dahl belirtisi (aynı zamanda Düşünen Adam Belirtisi veya Thinker’s Sign olarak da bilinir), özellikle ileri evre Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), interstisyel akciğer hastalığı veya ağır astım gibi şiddetli, kronik respiratuar (solunum) sistem hastalıklarına sahip bireylerde gözlenen tipik bir dermatolojik/fizik muayene bulgusudur. Oluşum Mekanizması … Devamını oku
Orta Serebellar Pedünkül (MCP): Ponsun lateral ve santral bölgelerine uzanan derin lezyonlara cerrahi müdahalede en sık kullanılan ve nörolojik olarak en iyi tolere edilen güvenli koridorlardan biridir (trans-middle cerebellar peduncle yaklaşımı). Retrosigmoid yaklaşımla bu pedünkül üzerinden geçilerek, etrafındaki fonksiyonel kranial sinir çekirdeklerine ve hayati lif yollarına zarar vermeden lezyona güvenle ulaşılabilir.
Sorunun doğru cevabı B) Orta serebellar pedünkül seçeneğidir. 🧠 Tıbbi ve Anatomik Gerekçe Beyin sapının derin yerleşimli lezyonlarında (özellikle pons bölgesindeki pontin kavernomlar gibi vasküler malformasyonlarda) fonksiyonel dokulara en az zarar vererek kitleye ulaşmayı hedefleyen belirli güvenli giriş yolları (safe entry zones) tanımlanmıştır. Orta Serebellar Pedünkül (MCP): Ponsun lateral ve santral bölgelerine uzanan derin lezyonlara … Devamını oku
Lateral Medüller Sendrom (Wallenberg Sendromu), genellikle arka alt serebellar arter (PICA) veya vertebral arter tıkanıklığı sonucu omurilik soğanının (medulla oblongata) dış-yan kısmının hasarlanmasıyla ortaya çıkar. Bu sendromun en tipik özelliklerinden biri çaprazlaşan (alternan) duyu kaybı tablosudur. 1-Karşı Tarafta (Kontralateral) Görülen Bulgular; Medullada seyreden Anterolateral sistem (Spinotalamik traktus) lifleri, omuriliğe girdikten hemen sonra (spinal segment düzeyinde) karşı tarafa çapraz geçerek yukarı tırmanırlar. Bu nedenle beyin sapındaki sol taraflı bir lezyon, sağ vücut yarısındaki ağrı ve ısı duyusunu taşıyan lifleri kesintiye uğratır. 2-Aynı Tarafta (İpsilateral) Görülen Bulgular ise; Trigeminal sinirin spinal nükleusu ve traktusu hasar gördüğü için lezyonla aynı taraf yüz yarısında duyu kaybı olur, İnen sempatik liflerin hasarı nedeniyle lezyonla aynı taraftaki gözde miyozis (göz bebeği küçülmesi), ptosis (göz kapağı düşüklüğü) ve anhidroz (terleme kaybı) izlenir, İnferior serebellar pedünkül hasarına bağlı aynı taraf ekstremitelerde koordinasyon bozukluğu görülür, İnferior serebellar pedünkül hasarına bağlı aynı taraf ekstremitelerde koordinasyon bozukluğu görülür.
Sorunun doğru cevabı A seçeneğidir (Vücut yarısında ağrı hissinde ve ısıda azalma). Klinik ve Anatomik Açıklama Lateral Medüller Sendrom (Wallenberg Sendromu), genellikle arka alt serebellar arter (PICA) veya vertebral arter tıkanıklığı sonucu omurilik soğanının (medulla oblongata) dış-yan kısmının hasarlanmasıyla ortaya çıkar. Bu sendromun en tipik özelliklerinden biri çaprazlaşan (alternan) duyu kaybı tablosudur: 1-Karşı Tarafta (Kontralateral) … Devamını oku