VWF eksikliğinde hem PTT hemde kanama zamanı uzar.
Çünkü VWF trombositlerin sub-endotelyal kollagene adhezyonunda rol alır. Aynı zamanda FVIM’in kanda taşınmasında rol alır. Ristosetinle agregasyon detektiftir. PT ekstrensek yola ait faktör eksikliklerinde uzarken, PTT intrensek yola ait faktör eksikliklerinde uzar.
Afibrinojenemi ve disfibrinojeneminin 300 değişik klinik formu bildirilmiştir. Disfibrinojenemisi olan hastalarda %80 kanama eğilimi vardır. Fibrinopeptid A’nın salınımındaki bozulmaya bağlı kanama görülür. Ama %20 olguda fibrinolizisdeki azalmaya bağlı olarak trombofili eğilimi vardır.
Disfibrinojenemi
A. Disfibrinojenemi
B. Tromboz ilişkili disfibrinojenemi
Ya kanama fenotipi ya da trombotik fenotipi olup disfibrinojenemi 3B için tüm kriterleri sağlamayan disfibrinojenemili hastalar veya asemptomatik olgular
Trombotik fibrinojen mutasyonu* taşıyan veya tromboz gelişmiş ve başka bir trombofili olmaksızın birinci derece akrabasında (aynı genotipe sahip akrabada) da tromboz öyküsü olan disfibrinojenemi hastalar
Disfibrinojenemi
Kanama fenotipli hastalar, 3B için tüm kriterleri sağlamayan trombozlu hastalar veya asemptomatik olgulardır. Otozomal dominant kalıtılmaktadır. Disfonksiyonel fibrinojenin antijenik olarak normal seviyesi mevcuttur. Nadirdir, ancak kalıtsal afibrinojenemiden çok daha sık görülür, çoğu olgu asemptomatik olduğundan gerçek insidansı bilinmemektedir. Genellikle ılımlı kanamalarla seyreder, ancak tromboza veya her ikisine de neden olabilir. İnsan Fibrinojen Veri Tabanı Sistemi’nde (GFHT) 1000 civarındaki disfibrinojenemili hastada yaklaşık 450 mutasyon tanımlanmıştır.
Disfibrinojenemide tanıda altın standart, moleküler defektin saptanmasıdır.
FGA R35’teki “missense” mutasyon en sık saptanan defekt olup olguların %40’ında mevcuttur.
Çoğu fibrinojen varyantlarında genotip ile klinik fenotip arasında spesifik bir ilişki yoktur, ancak bazı mutasyonlar klinik fenotip için de prediktiftir (Aa zincirindeki R573C substitüsyonu tromboza eğilim yaratırken Aa zincirinin amino terminal bölgesindeki mutasyon kanama ile birliktedir).
Disfibrinojenemi Nedir?
Disfibrinojenemi, plazmadaki fibrinojen proteininin kalitatif bir bozukluğudur. Yani, fibrinojenin miktarı normal (normofibrinojenemi) veya hatta artmış olabilir, ancak yapısı veya işlevi anormallikler gösterir. Bu durum, genetik mutasyonlar nedeniyle fibrinojen molekülünün yapısında oluşan değişikliklerden kaynaklanır.
Klinik Seyir ve Çeşitlilik:
Disfibrinojenemi’nin en çarpıcı özelliği, klinik tablosunun son derece heterojen olmasıdır. Aynı mutasyonu taşıyan farklı bireylerde bile farklı semptomlar görülebilir. Klinik olarak üç ana kategoriye ayrılabilir:
- Kanama Eğilimi:
- Evet, %80 kanama eğilimi görülmesi sık rastlanan bir durumdur. Bu, fibrinojenin normal bir pıhtı oluşturma yeteneğinin bozulmasına bağlıdır.
- Fibrinopeptid A’nın salınımındaki bozulmaya bağlı kanama görülür: Bu ifade kesinlikle doğru ve önemli bir mekanizmadır. Fibrinojenin trombine bağlanmasından sonra, fibrinopeptid A (FpA) ve fibrinopeptid B (FpB) adı verilen küçük peptidler salınır. Özellikle FpA’nın salınımındaki bir bozulma, fibrinojenin fibrine dönüşmesini (yani pıhtılaşma sürecinin ilk adımını) yavaşlatır veya bozar. Bu durum, stabil bir fibrin pıhtısı oluşumunu engeller ve kanama eğilimine yol açar.
- Kanama belirtileri genellikle hafiftir (örn. kolay morarma, burun kanaması, adet kanamasında artış), ancak cerrahi veya travma sonrası ciddi kanamalar da görülebilir.
- Trombofili Eğilimi (Pıhtılaşma Eğilimi):
- Evet, belirttiğiniz gibi %20 olguda fibrinolizdeki azalmaya bağlı olarak trombofili eğilimi vardır. Bu da doğru ve paradoksal bir durumdur.
- Trombofili mekanizması daha karmaşıktır, ancak fibrinojenin anormal yapısı, oluşan pıhtının fibrinolize (pıhtı yıkımına) karşı daha dirençli olmasına neden olabilir. Normalde, pıhtı oluştuktan sonra vücut bunu çözmek için fibrinolitik sistemi (plazmin) kullanır. Eğer anormal fibrinojen, plazminin pıhtıya erişimini engeller veya plazmin bağlanma bölgelerini etkilerse, pıhtı çözünmez ve trombofili riski artar. Bu durum, DVT (derin ven trombozu), pulmoner emboli gibi trombotik olaylara yol açabilir.
- Asemptomatik Olgu:
- Disfibrinojenemisi olan bazı bireyler tamamen asemptomatik olabilir ve hastalıkları başka bir nedenle yapılan testler sırasında tesadüfen saptanabilir. Bu da hastalığın heterojenliğini gösterir.
Tanı:
Disfibrinojenemi tanısı, rutin pıhtılaşma testlerinde (özellikle uzamış trombin zamanı – TT) anormalliklerin saptanması ve ardından fibrinojenin immünolojik ve fonksiyonel düzeylerinin karşılaştırılmasıyla konur. Fonksiyonel fibrinojen düzeyinin immünolojik (antijenik) fibrinojen düzeyinden belirgin derecede düşük olması disfibrinojenemiyi düşündürür. Kesin tanı genellikle genetik testlerle konulur.
Yönetim:
Tedavi, klinik tabloya bağlıdır. Kanama eğilimi olanlarda antifibrinolitikler (örn. traneksamik asit) veya fibrinojen konsantreleri kullanılabilir. Trombotik eğilimi olanlarda antikoagülan tedavi gerekebilir. Asemptomatik olgular genellikle tedavi gerektirmez ancak takip altında tutulmalıdır.
Sonuç olarak, disfibinojenemi hem kanama hem de pıhtılaşma eğilimine yol açabilen, fibrinojenin kalitatif bir bozukluğudur. Verdiğiniz yüzdesel dağılım ve mekanizma açıklamaları bu hastalığın ana özelliklerini doğru bir şekilde yansıtmaktadır.