
Juvenil nazofarengeal anjiofibrom (JNA), sıklıkla genç erkek popülasyonunda görülen nadir benign bir tümördür
Nazofarenksin en sık görülen benign tümörü olup baş-boyun tümörlerinin yaklaşık %0.5 ini oluşturmaktadır
Genellikle sfenopalatin foramenin süperior kenarında yer almakla beraber, nazofarenkste ve nazal kavitede herhangi bir lokalizasyonda görülebilmektedir. Histolojik olarak benign bir tümör olmasına rağmen lokal agresif davranarak çevre dokularda ve kemiklerde destrüksiyon yapabilmektedir
JNA, histolojik olarak benign, lokal agresif , kapsülsüz ve vasküler kaynaklı bir neoplazmdır
Hastalar en sık tek taraflı burun tıkanıklığı, tekrarlayan burun kanaması şikayeti ile hekime başvururlar
Tümörün lokalizasyonuna ve yayılımına bağlı olarak farklı kliniklerle ortaya çıkabilmektedir. Tanıda birçok baş boyun kanserinden farklı olarak biyopsinin yeri tartışmalıdır. Atipik görünümlü kitle veya hasta anamnezi olağandışı ise ameliyathane şartlarında biyopsi düşünülebilir
Tanı fizik muayene, klinik şüphe ve radyolojik görüntüleme ile konulmaktadır. Tümörün evrelemesinde radyolojik bulgular ön plandadır. JNA evrelemesinde birçok evreleme bulunmakla beraber en çok Fisch evrelemesi kullanılmaktadır

Cerrahi tedavinin belirlenmesinde evreleme büyük önem taşımaktadır. Tedavisi cerrahi, eksternal radyoterapi, kriyoterapi, elektrokoagülasyon, brakioterapi, embolizasyon, hormon terapisi ve kemoterapiden oluşmaktadır. JNA tedavisinde en çok kabul gören yöntem cerrahi eksizyondur. Ancak tümörün vasküler orjinli olması cerrahi müdahale sırasında abondan kanamalara yol açarak hastanın hayatını riske atabilir. Bu yüzden cerrahi öncesi kanama riskini azaltmaya yönelik yöntemler araştırma konusu olmuştur Kanama riskini azaltmaya yönelik sistemik östrojen tedavisi, tümoral dokuya sklerozan madde enjeksiyonu, eksternal karotid arterin ligasyonu ve 30 Gy dozda preoperatif düşük doz radyasyon tedavisi uygulanmıştır
Günümüzde JNA tedavisinde cerrahiyle birlikte en çok kabul gören yöntem tümörün preoperatif embolizasyonudur
Embolizasyon yönteminde transfemoral yolla mikrokateterler aracılığıyla, önce radyoopak madde ile diagnostik selektif anjiografi (DSA) yapılır. DSA ile tek taraflı internal ve eksternal karotid arterlere radyoopak madde verilip, tümörün kanlanması incelenir. Sonra aynı kateterden 300-710 mikron boyutlarında embolik ajan partikülleri kullanılarak selektif embolizasyon yapılır. Embolizasyonun sonunda tekrar anjiogram alınır ve tümörün kanlanmasındaki değişiklikler gözlemlenir. Embolik ajan olarak silastik küreler, dura mater, trombin, gelfoam, polivinil alkol (PVA) kullanılabilir
Gelfoam, kateterin içinden kolay reabsorbe olan bir ajan iken, PVA gelfoama göre daha uzun süreli damar oklüzyonu yapar ve birkaç haftada rezorbe olur. PVA uygulanması kolay olduğu gibi bazı dezavantajlara sahiptir. Bu dezavantajlar arasında; radyoopak olmaması, partiküllerin küme oluşturması, mural anjionekrozaneden olması ve mikrokateterleri tıkaması sayılabilir
Embolizasyon sonrası cerrahi tedavi zamanı hakkında literatürde net bir zamanlama bulunmamaktadır
Embolik ajan olarak kullanılan maddenin reabsorbsiyon zamanı bize cerrahi zamanı hakkında ipucu verebilir. Reabsorbsiyonu kolay olan ajanlar kullanıldığında tümörü besleyen ana damarın rekanalize olma olasılığından dolayı cerrahi müdahale 48 saati aşmamalıdır
Literatür bilgileri cerrahiden 24-72 saat önce yapılan bir embolizasyonun ameliyatta kan kaybını azalttığını göstermektedir
JNA’nın cerrahi öncesinde uygulanan PVA embolizasyonu intraoperatif kanama olasılığını azaltacak ve cerrahi müdahalenin daha kontrollü yapılmasına olanak sağlayacaktır. Kliniğimizde rutin olarak uyguladığımız bu yöntemin etkili ve uygun bir yöntem olduğu kanaatindeyiz. Embolizasyona rağmen, JNA’ların yine de kanama olasılığı akılda tutulmalı ve preoperatif hazırlıklarda kan transfüzyonu ihtiyacı göz önünde bulundurulmalıdır.füzyonu gerektirecek bir kanama olmadı.